Üniversiteye Uyum: Yalnızlık, Beklentiler ve Destek

Üniversiteye başlamak, hayatın alışılmış düzeninin değiştiği önemli dönemlerden biridir. Yeni
bir okul, farklı insanlar, akademik sorumluluklar ve kimi zaman yeni bir şehir… Bir yandan
heyecan verici olan bu değişimler, diğer yandan belirsizlik, kaygı ve yalnızlık gibi duyguları
da beraberinde getirebilir.
Üniversite hayatıyla ilgili genellikle güzel arkadaşlıklar, sosyal etkinlikler ve özgürlük ön
plana çıkarılır. Bu nedenle ilk günlerde kendimizi beklediğimiz kadar iyi hissetmediğimizde,
bir şeylerin yolunda gitmediğini düşünebiliriz. Oysa yeni bir ortama alışmak çoğu zaman
zamana ihtiyaç duyar.
“Herkes Alıştı, Bir Ben Alışamadım” Hissi
Üniversitenin ilk haftalarında çevrenizdeki insanların hızlıca arkadaşlık kurduğunu görmek
oldukça yaygındır. Birlikte yemek yiyen, ders çıkışında plan yapan ya da kalabalık gruplar
halinde vakit geçiren insanları gördükçe herkesin çoktan kendi çevresini oluşturduğu hissine
kapılabilirsiniz.
Ancak dışarıdan gördüğümüz şey, insanların yeni ortamlarında gerçekte nasıl hissettiklerini
her zaman göstermez. Rahatça sohbet eden biri de kendisini yalnız hissedebilir veya ait
olduğu bir çevre bulmaya çalışıyor olabilir.
Üstelik herkesin yeni bir ortama yaklaşımı aynı değildir. Bazıları kolayca sohbet başlatırken
bazıları önce çevresini gözlemlemek, insanları tanımak ve kendisini güvende hissetmek ister.
Bu nedenle uyum sağlama sürecinizi başkalarının hızıyla değerlendirmek yerine kendi
ihtiyaçlarınıza göre düşünmek daha gerçekçi olabilir.
Üniversitede Yalnızlık
Yalnızlık yalnızca fiziksel olarak tek başına kalmak değildir. Kalabalık bir sınıfta veya
arkadaş grubunun içinde de kendinizi yalnız hissedebilirsiniz. Çünkü çoğu zaman ihtiyaç
duyduğumuz şey çevremizde daha fazla insan olması değil, kurduğumuz ilişkilerde kendimizi
rahat ve anlaşılmış hissetmektir.
Özellikle ailesinden, arkadaşlarından veya yaşadığı şehirden ayrılan öğrenciler için bu
değişim daha yoğun hissedilebilir. Daha önce hayatınızın doğal bir parçası olan ilişkilerin ve
rutinlerin yerine yenilerini oluşturmanız gerekir.
Bu noktada “Buraya ait değilim” ya da “Ben arkadaş edinemiyorum” gibi düşünceler ortaya
çıkabilir. Fakat üniversitenin ilk birkaç haftasında yaşananların önünüzdeki yılların nasıl
geçeceğini belirlemediğini hatırlamak önemlidir. Yakınlık ve aidiyet çoğu zaman bir anda
değil, zaman içinde gelişir.
Beklentiler Gerçek Hayatla Örtüşmediğinde
Üniversiteye başlamadan önce zihnimizde belirli bir üniversite hayatı canlandırabiliriz. Yakın
bir arkadaş grubu, eğlenceli etkinlikler, daha fazla özgürlük, akademik başarı ve belki de
kendimizin daha özgüvenli bir hali…
Gerçek deneyimimiz bu beklentilerle aynı olmadığında hayal kırıklığı yaşayabiliriz. Burada
zorlayıcı olan yalnızca yeni bir ortama alışmak değil, hayal ettiğimiz üniversite hayatı ile
yaşadığımız deneyim arasındaki farkı kabul etmek de olabilir.
Her öğrencinin üniversite hayatının aynı görünmesi gerekmez. Çok geniş bir arkadaş grubuna
sahip olmak veya sürekli sosyal etkinliklere katılmak, üniversiteye iyi uyum sağlamanın tek
göstergesi değildir.
Uyum Küçük Adımlarla Gelişebilir
Yeni bir yere alışmak genellikle tek bir anda gerçekleşmez. Küçük ve tekrarlanan deneyimler
zaman içinde bulunduğumuz ortamı daha tanıdık hale getirir.
Derste yanınızdaki kişiyle kısa bir sohbet etmek, birkaç kez aynı insanlarla kahve içmek, bir
öğrenci kulübüne katılmak veya kampüste kendinize sevdiğiniz bir yer bulmak küçük adımlar
gibi görünebilir. Ancak zamanla bu deneyimler yeni hayatınızın bir parçası haline gelir.
Burada önemli olan kendinizi sürekli sosyalleşmeye zorlamak değildir. Bazen yalnız kalmaya
ihtiyaç duymak oldukça doğaldır. Ancak “Bugün biraz kendimle kalmak istiyorum.” ile
“Nasıl olsa kimse benimle konuşmak istemez, o yüzden gitmeyeceğim.” arasında önemli bir
fark vardır.
Kaygı nedeniyle sürekli geri çekilmek, yeni deneyimlere fırsat vermeyi zorlaştırabilir.
Destek İstemek de Uyumun Bir Parçasıdır
Üniversiteye alışmaya çalışırken her şeyi tek başınıza çözmek zorunda değilsiniz. Ailenizle ve
eski arkadaşlarınızla iletişimde kalmak, yeni insanlarla küçük adımlarla ilişki kurmak ve
ihtiyaç duyduğunuzda çevrenizden destek istemek bu geçiş dönemini kolaylaştırabilir.
Üniversitelerin öğrenci kulüpleri, akademik danışmanlıkları veya psikolojik danışmanlık
birimleri de bu süreçte yararlanılabilecek kaynaklar arasında olabilir.
Eğer yaşadığınız yalnızlık veya kaygı uzun süredir devam ediyor; derslere katılmanızı, günlük
yaşamınızı veya sosyal ilişkilerinizi belirgin şekilde etkiliyorsa psikolojik destek almak da
değerlendirilebilir.
Kendinize Zaman Tanıyın
Üniversitenin ilk günlerinde nasıl hissettiğiniz, üniversite hayatınızın tamamının nasıl
geçeceğini göstermez. Bugün yabancı gelen bir kampüs zamanla günlük hayatınızın en
tanıdık yerlerinden biri olabilir. Şu anda yalnızca selamlaştığınız biri ileride yakın bir
arkadaşınıza dönüşebilir.
Bu yüzden kendinize sürekli “Alışabildim mi?” diye sormak yerine bazen şu soruyu sormak
daha yardımcı olabilir:
“Bugün burada kendimi biraz daha rahat hissetmek için atabileceğim küçük bir adım ne?”
Çünkü aidiyet her zaman ilk günden oluşmaz. Bazen bir yere ait hissetmek için önce orada
biraz zaman geçirmek, deneyim biriktirmek ve kendimize kendi hızımızda ilerleyebilmek için
alan tanımak gerekir.
Uzman Psikolog
Selinsu Sarıkaya





Yorumlar