top of page

Üniversiteye Uyum: Yalnızlık, Beklentiler ve Destek

2 Eki
3 dakikada okunur


Üniversiteye başlamak, hayatın alışılmış düzeninin değiştiği önemli dönemlerden biridir. Yeni

bir okul, farklı insanlar, akademik sorumluluklar ve kimi zaman yeni bir şehir… Bir yandan

heyecan verici olan bu değişimler, diğer yandan belirsizlik, kaygı ve yalnızlık gibi duyguları

da beraberinde getirebilir.

Üniversite hayatıyla ilgili genellikle güzel arkadaşlıklar, sosyal etkinlikler ve özgürlük ön

plana çıkarılır. Bu nedenle ilk günlerde kendimizi beklediğimiz kadar iyi hissetmediğimizde,

bir şeylerin yolunda gitmediğini düşünebiliriz. Oysa yeni bir ortama alışmak çoğu zaman

zamana ihtiyaç duyar.


“Herkes Alıştı, Bir Ben Alışamadım” Hissi

Üniversitenin ilk haftalarında çevrenizdeki insanların hızlıca arkadaşlık kurduğunu görmek

oldukça yaygındır. Birlikte yemek yiyen, ders çıkışında plan yapan ya da kalabalık gruplar

halinde vakit geçiren insanları gördükçe herkesin çoktan kendi çevresini oluşturduğu hissine

kapılabilirsiniz.

Ancak dışarıdan gördüğümüz şey, insanların yeni ortamlarında gerçekte nasıl hissettiklerini

her zaman göstermez. Rahatça sohbet eden biri de kendisini yalnız hissedebilir veya ait

olduğu bir çevre bulmaya çalışıyor olabilir.

Üstelik herkesin yeni bir ortama yaklaşımı aynı değildir. Bazıları kolayca sohbet başlatırken

bazıları önce çevresini gözlemlemek, insanları tanımak ve kendisini güvende hissetmek ister.

Bu nedenle uyum sağlama sürecinizi başkalarının hızıyla değerlendirmek yerine kendi

ihtiyaçlarınıza göre düşünmek daha gerçekçi olabilir.


Üniversitede Yalnızlık

Yalnızlık yalnızca fiziksel olarak tek başına kalmak değildir. Kalabalık bir sınıfta veya

arkadaş grubunun içinde de kendinizi yalnız hissedebilirsiniz. Çünkü çoğu zaman ihtiyaç

duyduğumuz şey çevremizde daha fazla insan olması değil, kurduğumuz ilişkilerde kendimizi

rahat ve anlaşılmış hissetmektir.

Özellikle ailesinden, arkadaşlarından veya yaşadığı şehirden ayrılan öğrenciler için bu

değişim daha yoğun hissedilebilir. Daha önce hayatınızın doğal bir parçası olan ilişkilerin ve

rutinlerin yerine yenilerini oluşturmanız gerekir.

Bu noktada “Buraya ait değilim” ya da “Ben arkadaş edinemiyorum” gibi düşünceler ortaya

çıkabilir. Fakat üniversitenin ilk birkaç haftasında yaşananların önünüzdeki yılların nasıl

geçeceğini belirlemediğini hatırlamak önemlidir. Yakınlık ve aidiyet çoğu zaman bir anda

değil, zaman içinde gelişir.


Beklentiler Gerçek Hayatla Örtüşmediğinde

Üniversiteye başlamadan önce zihnimizde belirli bir üniversite hayatı canlandırabiliriz. Yakın

bir arkadaş grubu, eğlenceli etkinlikler, daha fazla özgürlük, akademik başarı ve belki de

kendimizin daha özgüvenli bir hali…


Gerçek deneyimimiz bu beklentilerle aynı olmadığında hayal kırıklığı yaşayabiliriz. Burada

zorlayıcı olan yalnızca yeni bir ortama alışmak değil, hayal ettiğimiz üniversite hayatı ile

yaşadığımız deneyim arasındaki farkı kabul etmek de olabilir.

Her öğrencinin üniversite hayatının aynı görünmesi gerekmez. Çok geniş bir arkadaş grubuna

sahip olmak veya sürekli sosyal etkinliklere katılmak, üniversiteye iyi uyum sağlamanın tek

göstergesi değildir.


Uyum Küçük Adımlarla Gelişebilir

Yeni bir yere alışmak genellikle tek bir anda gerçekleşmez. Küçük ve tekrarlanan deneyimler

zaman içinde bulunduğumuz ortamı daha tanıdık hale getirir.

Derste yanınızdaki kişiyle kısa bir sohbet etmek, birkaç kez aynı insanlarla kahve içmek, bir

öğrenci kulübüne katılmak veya kampüste kendinize sevdiğiniz bir yer bulmak küçük adımlar

gibi görünebilir. Ancak zamanla bu deneyimler yeni hayatınızın bir parçası haline gelir.

Burada önemli olan kendinizi sürekli sosyalleşmeye zorlamak değildir. Bazen yalnız kalmaya

ihtiyaç duymak oldukça doğaldır. Ancak “Bugün biraz kendimle kalmak istiyorum.” ile

“Nasıl olsa kimse benimle konuşmak istemez, o yüzden gitmeyeceğim.” arasında önemli bir

fark vardır.

Kaygı nedeniyle sürekli geri çekilmek, yeni deneyimlere fırsat vermeyi zorlaştırabilir.


Destek İstemek de Uyumun Bir Parçasıdır

Üniversiteye alışmaya çalışırken her şeyi tek başınıza çözmek zorunda değilsiniz. Ailenizle ve

eski arkadaşlarınızla iletişimde kalmak, yeni insanlarla küçük adımlarla ilişki kurmak ve

ihtiyaç duyduğunuzda çevrenizden destek istemek bu geçiş dönemini kolaylaştırabilir.

Üniversitelerin öğrenci kulüpleri, akademik danışmanlıkları veya psikolojik danışmanlık

birimleri de bu süreçte yararlanılabilecek kaynaklar arasında olabilir.

Eğer yaşadığınız yalnızlık veya kaygı uzun süredir devam ediyor; derslere katılmanızı, günlük

yaşamınızı veya sosyal ilişkilerinizi belirgin şekilde etkiliyorsa psikolojik destek almak da

değerlendirilebilir.


Kendinize Zaman Tanıyın

Üniversitenin ilk günlerinde nasıl hissettiğiniz, üniversite hayatınızın tamamının nasıl

geçeceğini göstermez. Bugün yabancı gelen bir kampüs zamanla günlük hayatınızın en

tanıdık yerlerinden biri olabilir. Şu anda yalnızca selamlaştığınız biri ileride yakın bir

arkadaşınıza dönüşebilir.

Bu yüzden kendinize sürekli “Alışabildim mi?” diye sormak yerine bazen şu soruyu sormak

daha yardımcı olabilir:

“Bugün burada kendimi biraz daha rahat hissetmek için atabileceğim küçük bir adım ne?”

Çünkü aidiyet her zaman ilk günden oluşmaz. Bazen bir yere ait hissetmek için önce orada

biraz zaman geçirmek, deneyim biriktirmek ve kendimize kendi hızımızda ilerleyebilmek için

alan tanımak gerekir.


Uzman Psikolog


Selinsu Sarıkaya

 
 
 

Yorumlar


bottom of page